İngiltere’de Yapılan Bir Araştırma Kadınların Öfke Artışını Ortaya Koydu
İngiltere’de gerçekleştirilen bir araştırma, kadınların geçen yıl önceki yıla göre daha sık öfke hissettiğini ortaya koydu. Araştırmaya katılanların yüzde 47’si daha fazla öfke duyduğunu...
İngiltere’de gerçekleştirilen bir araştırma, kadınların geçen yıl önceki yıla göre daha sık öfke hissettiğini ortaya koydu. Araştırmaya katılanların yüzde 47’si daha fazla öfke duyduğunu belirtirken, yaklaşık dörtte biri öfke patlamaları yaşadığını bildirdi. Yaş ilerledikçe artan bu öfke halinin nedenleri ve başa çıkma yöntemleri üzerine köşe yazarı düşüncelerini paylaşırken, uzmanlar sınır koyma kaslarının çalıştırılması gerektiğini vurguluyor.
İngiltere’de gerçekleştirilen bir araştırma, kadınların geçen yıl önceki yıla kıyasla daha sık öfke hissettiğini ortaya koydu. Katılımcıların yüzde 47’si bu durumu yaşarken, neredeyse dörtte biri öfke patlamaları bildirdi. Yaş ilerledikçe neden daha sakin değil de daha öfkeli olunduğu sorusu, bir uzmanın açıklamalarıyla ele alınırken, öncelikle köşe yazarımızın değerlendirmelerine yer veriliyor.
Bazen insanın yatakta kalması gereken günler olur; çünkü daha sabah saatlerinde her şey batmaya, sinir bozmaya ve öfkelendirmeye başlar. Sonu gelmeyen inşaat çalışmaları, kötü kokan seyyar tuvaletler, insanları topuklarından vuran e-skuterlar, cep telefonları ile bilgisayarlardaki can sıkıcı güncellemeler ve aranan her yerde karşılaşılan “Lütfen bekleyin…” anonsları, asla insan sesine ulaşılamayan bir düzen yaratır.
Uygulamalar, karekodlar, etiketler ve bulut sistemleriyle dolu bu dünyada kendimizi sıklıkla yabancılaşmış hissediyoruz. Bir arkadaşımın “Neden dijital aptallar için bilgisayarlar yok?” sorusu, artık hedef kitlede yer almadığımız ve problemlerimizin kimsenin umurunda olmadığı gerçeğini gözler önüne seriyor. Daha genç, sağlıklı ve dayanıklı olduğumuz, radyoyu son ses açıp dans ettiğimiz daha güzel günler de vardı. Şimdi ise gece yarısından sonra kutlama yapıldığında duvara süpürgeyle vuruyoruz ve grupta cinsiyet kapsayıcı dil kullanmayan, kahvesini inek sütüyle içen genellikle en yaşlılar biz oluyoruz.
Eşim bana “Sen bir dağ keçi gibisin” diyor ve umarım bunu bir iltifat olarak söylüyordur. Eskiden kadınları temizlikçi veya prenses olarak ikiye ayırırdım; ben kesinlikle bir temizlikçiyim; işin ucundan tutan ve sızlanmayan biriyim. Son zamanlarda neden bu kadar sürekli gerginim? Neden internetin yanı sıra yanlış park edilmiş e-skuterler veya süpermarkette “Tam var” deyip de tam veremeyen benim yaşımdaki emekliler bile eskisinden çok daha fazla sinirimi bozuyor? Sebebi hormonlar değil, menopozum oldukça rahat geçti, çocuklarım ne iklim aktivisti ne de sürekli esrar kullanan kişiler. Emekli maaşım da fena değil.
Aşk Değil, Yaşam Sıkıntısı
Belki de “grumpy” (huysuz) olmamın sebebi, hayatımın içten ve dıştan artık bana “sen” diye hitap etmemesi, bana danışmadan kendi kendine ilerlemesidir. Politika ve ekonomiyi değiştiremem ama özel hayatımı neden giderek daha az kontrol edebiliyorum? Her isteği, her dayatmayı, her “Bir bakabilir misin? Bir dakikan var mı?” ricasını neden onaylıyorum? Neden tüm planlarımı erteliyorum, oğlumun köpeğini gezdirip akşam sinemaya gitmek yerine son derece sıkıcı bir konferansa gidiyorum? Ve çoğunlukla hâlâ bir dağ keçisi olduğumu ancak başkaları tarafından yönlendirilen bir dağ keçisi olduğumu fark edemiyorum. Bu yüzden içimde bazen öfke kabarıyor; kızımın dediği gibi sert, haksız ve huysuz biri oluyorum.
Biz kadınlar, en azından 60 yaş üstü olanlar, büyük ve küçük ailelerin kalbi, merkezi ve perde arkasındaki yönlendiricileri olmaktan keyif alıyoruz. “Seviyorum, ihtiyacım var ve çıldırmayı göze alıyorum” mantığıyla hareket ediyoruz. Çocuklarımız küçükken böyleydik, torunlarımız bir büyükannenin tarif ettiği gibi “hafifçe kokmaya” başladığında bile birçoğumuz böyle kalmaya devam ediyoruz.
Sınır Koyma Kaslarımızı Çalıştırmalıyız
Geçmiş geride kaldı, peki bugün ve yarın eski halimize nasıl biraz olsun geri döneceğiz? İngiliz terapist Eve Menezes Cunningham, “Sınır koyma kaslarını güçlendirin” önerisinde bulunuyor. “Tükenmişliğinizi, sınırlarınızı, öfkenizi kabul edin ve onları sevgiyle kucaklayın.” Belki de benzer durumdaki insanlarla bir araya gelip dört harfli o kelimeyi birlikte pratik ederiz: “Hayır.” Bir kez daha: “HAYIR.”
Sonraki sefere yine “Evet” diyebiliriz.


